Risale-i Nur

16 Mayıs 2011 Pazartesi,
12:01
1665 Defa Okundu
Risale-i Nur karşısında Müslümanların bu tavrı, İsrailoğullarının Allahın kitabını bırakıp alimlerin kitaplarına sarılmalarına ne kadar da benziyor.
Bir elimizden geldiğince Risale-i Nurlara eleştirel bir bakış sergilemek istedik. Niyetimiz kimsenin kusurlarını ortaya dökmek değil. Ama mesele imanî bir mesele olunca insanların dikkatini aşağıda listelediğimiz yanlışlara çekmek şart oldu.
Hemen belirtelim ki Risalelerdeki yanlışlar bunlarla sınırlı değil. Biz sadece bir kısmını aldık.
RİSALE-İ NURLARDAKİ BÜYÜK YANLIŞLAR :
"Kur’an’ın gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!!"Şualar, Sözler Yayınevi, İst. 1993, s. 617
Burada da risalelerin eksiksiz olduğu mesajı veriliyor :
-
“Sözler” şüphesiz Kur’an’ın nurlu parıltılarıdır. Açıklanmaya muhtaç yerleri eksik olmamakla birlikte tümüyle kusursuz ve eksiksizdir."
-
Barla Lâhikası sayfa 26. İfadeler sadeleştirilmiştir. Aslı şöyledir: Mübarek Sözler şübhesiz Kitab-ı Mübin’in nurlu lemaatıdır. İçinde izaha muhtaç yerler eksik olmamakla beraber küll halinde kusursuz ve noksansızdır.”
-
“Risale-i Nur bu asırda, bu tarihte bir “urvet-ül vüska”dır. Yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve bir “hablullah” yani Allah’ın ipidir. Ona elini atan, yapışan kurtulur (Şualar, Sözler Yayınevi, İst. 1992 s. 231)
Şualar s. 601. “Resail-in Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kur’an’ın, şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.”
Said Nursi, risalelerin yazdırıldığını, kendinden bir şeyler katmadığını, demek ki “kutsal” olduğunu birkaç yerde ifade eder. O ifadelerden birisi de şudur.
-
“Bu risalenin mukaddimesinin bu derece uzun olması istemeden olmuştur. Demek ihtiyaç var ki, öyle yazdırıldı” Şualar, Yedinci Şua, (Âyetü’l- Kübrâ), Sözler Yayınevi, İstanbul 1992 s. 84.
Şualar, Onbeşinci Şua, sayfa 526’da Risalelerin, bazı şakirtleri perde altından gelen kudreti ile mahkemelerden beraat ettiğini iddia eder:
-
“.. o risalenin hem Ankara hem Denizli Mahkemelerinde galebesiyle ve perde altında tesirli intişarıyla talebelerine beraet kazandırmağa sebep olduğu gibi…”
Hemen burada sormak gerekiyor : peki kendisi neden o kadar yıl hapis yattı? sürgün yedi? yoksa o zaman o sözler, şualar "nazil olmamış" mıydı?
Said Nursi bununla da yetinmiyor Sikke-i Tasdik-i Gaybî adlı eserinde, Hz. Ali’nin Cebrailin şahsı ile muhatab olduğunu, ondan bir takım sayfalar aldığını da iddia ediyor. Ezelden ebede bütün olmuş ve olacakların ilimlerinin kendilerine inkişaf ettiğini söylüyor. İtiraz edip şüpheye düşenleri zelil olmakla tehtid ediyor:
Kaynaklı indeksli Risale-i Nur Külliyatı, c. II, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, (Onsekizinci Lem’a) İstanbul 1995, s. 2079, Metnin aslı şöyledir: “Hazret-i Cebrail’in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) huzur-u Nebevide getirip Hz. Ali’ye Sekine namıyla bir sayfada yazılı İsm-i Âzam, Hz. Ali’nin (r.a.) kucağına düşmüş. Hz. Ali diyor: “Ben Cebrail’in şahsını yalnız alâimü’s-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sayfayı aldım, bu isimleri içinde buldum” diyerek bu İsm-i Âzamdan bahs ile bazı hadisatı zikirden sonra tahdis-i nimet suretinde diyor ki:
Şu dizelere dikkat edelim :
"Bizi aracı yap, her korku ve darlıkda.
Her şeyde her zaman, candan koşarım imdada
Ben korurum müridimi korktuğu her şeyde.
Koruyuculuk ederim ona, her şer ve fitnede.
Müridim ister doğuda olsun ister batıda
Hangi yerde olsa da yetişirim imdada"
(Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Sözler Neşriyat, İstanbul 1991, s. 119.)
Said Nursi, bu dizelerin, Abdulkadir Geylanî tarafından kendisi için yazıldığını iddia etmiştir. Ki bu dizeler, tevhid inancına, Allahtan başkasının yardıma çağırılamayacağı ilkesine, duada Allah ile araya kimsenin konamaması inançlarına terstir.
Neml Suresi 61 ve ayetlerde Allah Teala, “(Onlar mı hayırlı) yoksa, yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarında nehirler akıtan, onun için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Hayır onların çoğu (hakikatları) bilmiyorlar.(Onlar mı hayırlı) yoksa, kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Ne kıt düşünüyorsunuz!”
Ahkaf Suresi 5. Ayette de Allah Teala şöyle buyuruyor : Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine hiç bir cevap veremeyecek olanlara dua eden kimseden daha sapık kim olabilir? Oysa taptıkları şeylerin, onların yalvarışlarından haberleri bile yoktur.
“Vay o kimselere ki, kendi elleriyle kitap yazarlar, sonra “bu Allah katındandır” derler. Hedefleri, onun karşılığında bir şeyler almaktır. Vay o ellerinin yazdığından dolayı onlara! Vay o kazandıklarından dolayı onlara!.” (Bakara 2/79).
risale
tasavvuf şirk midir
tarikat
risalelerdeki yanlışar
said nursi
gavs
kuranı kerim