Aksini nasıl düşünebiliriz; o halk içinde hakkı en iyi bilen kişi değil midir?
O, hakkı beyan etmede insanların en kabiliyetlisi değil midir?
İnsanlara güzel öğüt veren insanların en güzel öğüt vereni o değil mi?
Bütün bunlar, onun hak konusundaki beyanının bütün insanların açıklamalarından daha mükemmel olmasını gerektirmez mi?
Söz söyleyenlerin sözünde ve iş yapanların işinde mutlaka bir kudret, bir ilim ve bir irade vardır.Söz söylemekten, iş yapmaktan aciz olan birisinden bu tür şeylerin sadır olması imkânsızdır. Söylediğini ve yaptığını bilmeyen cahil, muhkem söz söyleyemez, mazbut iş yapamaz. Bozuk irade sahibi bir insan hidayete yürüyemez nush ve salaha ulaşamaz. Konuşan bir kişi hakkı bilen ve insanların hidayetini amaçlayan biri olup buna güç yetirebiliyorsa, güç yetirebildiği şeyin onda varlığı, artık vacip olmuştur.
Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)halk içinde hakkı en iyi bilendir; insanlar arasında dili en düzgün, beyanı en sahih olandır. O, kulların hidayeti konusunda insanların en hırslısıdır.
Nitekim Allah Teala şöyle buyurur:
"And olsun ki, içinizden, sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir"(Tevbe: 9/128)
"Onların doğru yolda olmalarına ne kadar özensen yine de Allah saptırdığını doğru yola iletmez" (Nahl: 16/37)
Allah ona, apaçık bir şekilde tebliğ etmesini vacip kılmış, insanlara Kitap'ı -onlar için indirileni- açıklasın diye indirmiştir. Öyleyse onun hitabının açıklamasının sözlerinin diğer insanlardan daha mükemmel olduğunda şüphe yoktur. O halde nasıl olur da o hakkı açıklamamış olur?
Aksine o, cehaletine, ilminin ve aklının noksanlığına rağmen, kendisine pek çok deliller gösterilen kimselere hakkı beyan etmiştir. Bu konu diğer yerlerde daha geniş olarak anlatıldı.
beyan
şifa-i şerif
tevbe 128
hakkı beyan etmek